24 Eylül 2009 Perşembe

U2 geliyor u22222222222222222222222


Bu sabah işe gitmenin vermiş olduğu irenç duyguyla yatagımdan kalktım, yüzümü yıkadım , cornflakes yedım ,giyindim ve evden çıktım.İşe gitmenin vermiş olduğu o iğrenç psikolojiyle kalabalık bir taksim otobüsüne bindim. Tam akbılı cıkarıp basacaktım ki bugun yolun beleş oldugunu hatırladım .Dedim kendi kendime zaten işe gitçem diye birde yol parası alıyorlar ne kadar saçma her gun boyle olsaydı keşke.. Neyse otobuste milletin dedikodusunu dinliyceğime u2 mu dinlerim dedim .Bono until the end of the world u soyluyordu ve ben yine hayallere dalmiştım. Bono sarkıyı soylemıyor adeta resim çizer gibi beynimde oluşturuyordu her bir olayı.
Sarkı bittiğinde gözlerımı actım ve karsımdaydı Bono,bir gazetenin baş sayfasında ve ustunde de Turkıyeye gel bogaz koprusnde konser ver yazıyordu..Oracıkta donakaldım.Bakışlarımdan rahatsız olan gazete sahıbı sayfayı çevirdi levente kadar nasıl gittim bilmiyorum. Metrodan cıktıgımda hemen bir gazete aldım, okumaya başladım hiçbirsey umrumda değildi çunku yıllardır beklediğim mucize gerçekleşiyor Bono dan U2 dan TURKIYE konseri sözu geliyordu. Nerede nasıl oldugu önemsizdi Bono geliyordu 6 eylul 2010 da .Gozlerım doldu ama işe gittiğimden kendimi tutmak zorunda kaldım..

Daha 2 gece once ruyamda gormustum zaten uzun suredır bonoyu ruyamda goruyordum içip içip sarkılar soyluyorduk, ben artık Turkıye ye gelın dıyordum bakarız dıyordu utanmadan.Bazense bir konserınde sahnye cıkarttıgı sanslı kız oluyordum, ne zman gorsem onu Turkıye ye gel dıyordum. Dunde bilet fiyatlarına bakıyordum gidemeyecektım ama zugurt tesellısıydı benımkısı tabii fazlasıyla da kıskanclık..

Artık ruyam mı cıkmıstır ya da benım gıbı bır cok u2 severın duası mı tutmustur bilemem ama U2 yu Turkıye de unutamayacagımız bir konserle izlememize tam bir sene var...


Ps: Zaten sevdiğim muzisyenlerin alayı ölüü bari canlı canlı u2 dinlemek izlemek nasip olsun bi sorun cıkmaz umarım..

13 Eylül 2009 Pazar

Alacakaranlık Destanı ( twilight Saga) stephanie meyer


Bu yazımda twilighttan bahsetmek istiyorum . Son zamanlarda ünlenen filmi çekilince patlayan 4 kitaptan oluşan alacakaranlık destanı . Bende önceleri çoğu insan gibi filmi izledim . Ilk izlediğimde bende cok fazla bir etki bırakmadı . Filmi gelmeden hemen önce de kitabı sipariş etmiştim .Sınav dönemine gelmesinden midir nedir kitabın ilk bölümlerini gayet sıkıcı buldum ve okumayı bıraktım . Daha sonra ise bir otobus yolculuğu sırasında devam ettim ve 2 gün gibi bir sürede kitabı bitirdim. Kitabı okurken kendimi 14 yaşında romntizim manyağı bir kız gibi iç geçirirken buldum . Hatta köy minubüsünün içinde sırıtırken bu insanlar niye bakıyor boyle yahu diye bir süre anlam veremediğimde oldu. Neyse sonra bende çoğu kız gibi edward cullen delisi oldum. Ev arkadaşımında sevgilisinin askerde oluşu ve aralarının açık oluşu nedeniyle birbirimizi gazlayıp kitapları okumaya başladık ve o zman bu zaman evde bir edward furyası almış başını gidiyor.Ne de olsa ölümsüz,hep genç,güçlü kuvvetli, koruyup kollayan, kibar, kültürlü ve de zengin bir erkek ..Bunları topladığınızda da kadınlar ne ister sorusuna gayet açık bir cevap niteliğinde bu karakter . Neredeyse kusursuz! Ve Tanrı erkeği yarattı diyoruz ...

Şu aralar üçüncü kitaba başlamak üzereyim. Aslında kendimede yediremiyorum bir yandan git o kadar edebiyat bölümünden mezun ol sonra edebi değeri olmayan bir kitaba dünya vakit ayır ama fantastik sayılır ilgimi bu yüzden çektiydi ilk başta .

Seriyle ilgili fikirlerimi aktaracak olursam serinin cok kolay okunabilirliği var bira yanındaki çerez gibi anlayacağınız. Edebi hiçbir değeri yok üstelik edward cullen olmasa gayette sıkıcı bir seri olurdu. Zaten jönumuzun yakışıklı yetenekli bir vampir , asıl kızınsa vampir olmak isteyen yanılmıyorsam california dan gelmiş, oranın atmosferi içerisinde tikky hatunlar tarafından loser sayılabilcek bir ergen oluşu klişe biraz da. Kız edwardı görür ve aşık olur. Aaa! Unutmadan birde kurt adamlar var , Edward Bellayı terk edince Bella da hemen en yakınındakı sübyan ergen Jacoba göz dikiyor. Bu mu aşk bu mu sadakat canım!
Ama şu doğru ki ister 30 yaşında olun ister 15 eğer bir bayansanız ve etrafınızdakı odun erkeklerden bıktıysanız edward cullena elbet dibiniz düşecektir..

11 Eylül 2009 Cuma

women of the blues&jazz




Billie Holiday,Ella Fitzgerald, Nina simone.. Onlar jazz&blues un en etkili sesleridir , şarkıları ise , hüznün en etkili şekilde ifadesidir.Adlarına şiirler yazılmış şarkılar bestelenmiştir.Peki nedir bu kadınları bu kadar unutulmaz bu kadar efsanevi yapan?
Kimisi genc yasta uğradığı tecavuzlerle ve fahişeliğe itilişiyle mücadele etmeye çalişirken kimiside zor öğrencilik yıllarıyla ve yoksulukla baş etmeye çalıştı. Bu ''çirkin ama altın sesli kadınların '' ortak dertleri irkçılık ve erkeklerden gördukleri şiddetti. Gerçi bu o dönemdeki siyahi kadınların tümünün sorunuydu.Kimi zaman uyuşturucu kullandılar( uyusturucu kullanmayın!) kimi zmansa alkolun kollarına attılar kendilerini.Ama üçününde duruşları vardı bu duruşlarıyla o dönemin kadınlarına destek oldular , onların dimdik ayakta durmaları o dönemin kadınlarına mesaj niteliğindeydi. Şarkılarında sistemi eleştiren, ırkçılığa karsı duran bir aktivist olarak görürüz Nina Simone ' yi. Four women adlı şarkısnda kadınların çektikleri acılara hitaben söylenmiştir.Bu kadınların şarkıları son derece içtendir,dinledikçe içinize işler çalınan her enstrumanın hareketını içinizde hissedersiniz.Hüznü , aşk acısını onlardan daha iyi anlatan kimse yoktur.Bugulu ve titreyen sesleri her dinleyişimizde biraz daha bizleri esir alır.
Bu sanatçılar kadar kimse anlatamamış ve yaşatamamıştır bunalımı ve aşkı.

Onlar duruşlarıyla, içtenlikleriyle , verdikleri mücadelerle ve en önemlisi anlattıklarını bu kadar gerçekçi bir melodi ve sesle ifade edebildikleri için efsanedirler.