Gözlerimi açtığımda sabahı çoktan kaçırmış olduğumu fark ettim. Cep telefonumun saatine baktiğimdıysa ne kadar haklı olduğumu görmüştüm. Saat 14:15 ti ve ben komşularımızın dedikodularıyla yeni güne başlamışltım.Bilmem kimin kızı dün gece sinir krizne girip duvarları yumruklamıştı, Fatma hanım'ın kocası ise dün gece kadını öldüresiye dövmüştü. Demekki dün gece duyduğum ve rüya olarak algıladığım ambulans sesi aslında gerçekmiş. Bugun iş olmadığı için pijamalarımla aylak aylak takılacaktım, bugunun keyfini çıkaracaktım. Evde duydugum ilk ve tek ses oğlum olan boncuğa aitti. Yemeği bitmiş ve öğlene kadar bekleyememiş kapıyı tırmalayarak beni uyandırmıştı. Bir yandanda meawww diye bana sesleniyordu kapının dibinde.
Kapıyı açtım, gerisi sıradan gunluk yapılan işlemler sonra kahvaltı ettim ve gözüm her zaman ki gibi tvdeki yeşilçam filmindeydi. Sonra aklıma geldin. Birlikte türk filmi seyretmeyi ne kadar severdik. Sinirim bozuldu ve tv yi kapattım daha sonra gözüm tvnin altındaki playstationa ilişti. Birinci yıl dönumumuzde almıştık, aha dedim oynamalıyım ama sen gittiğinden beri elimi sürememiştimki ona. Odama geçtim, tekrar yatağıma yattım odamı incelerken gözum bana 2. ayımızda çizdiğin karikatüre takılmıştı. Hay amk dedim bunu kaldırmayı nasıl unuttum. Daha sonra arkamı döndüm ve o şeyi görmemezlikten geldim. Bu seferde gözüm bana yılbaşına yaklaşırken aldığın küreye takıldı, içinde senle ben vardık, karların altına masum bir öpücük konduruyordun dudaklarıma. Seni ne zaman özlesem ona bakar beni nasıl öptüğünü hatırlardım.
Artık tüm keyfim kaçmıştı,bu sefer gözüm benim çok sevdiğim bir grubun posterine ilişti bunuda iş çıkışı tesadufen görmüştuk ve duvardan falçatayla keserek sökmüştük. Artık o grubuda çok dinleyemiyordum çunku onların şarkılarını fısıldardın sen bana. En sonunda gözüm o falçataya ilişti. Onu aldığımız gunu, duvardan posteri söküşümüzü hatırladım. Öyle bir 5 dakka dalmışım canımı yakan bir acıyla kendime geldiğimde canımı yakan şeyin bir kaç kesik yüzünden olduğunu gördum...
23 Aralık 2010 Perşembe
6 Aralık 2010 Pazartesi
Ve Bitti...
Bitti...Ve ben bir hikayenin daha sonuna geldim, hiç bitmesini istemediğim bir hikayeydi bu, hiç bitmesini istemediğim bir kitabın son sayfasını okumak gibiydi, birlikte içtiğimiz ilk şarabın son damlalarını şişede bırakmak gibiydi hiç bitmesin diye...
Bitti ve ben kendimi kaybettim, çoktan sen olmuşum senin cümlelerini kurmuşum,içime işlemissin ben fark etmeden. Kullandığım parfum olmussun, aksam başımı koyduğum yastık, oturduğum ev, yaşadığım şehir, tuttuğum takım...
Bitti ve ben kendimi bulamıyorum, biliyorumki sevdiğim herşeyi de kendinle götürdün. Elvis'i aldın benden, U2mu, evimi yasadığım şehri ve daha nicelerini.
Ben sen olalı 2 yıl oldu peki ben boyleyken seni yada yeni benliğimi nasıl unutacağım?
Seni milyonlarca kez terketmeye çalıştım, ama bunu yüz yüze yapamaycak kadar güçsüzdük ikimizde. Kanser olduğunu bile bile , öleceğini bilerek yaşamaktı bizimkisi, sadece her tiryaki gibi yalan söylüyorduk bir gün bırakacagım diye ya da 70 yasına kadar birlikte elele gezip yaşlanacağız diye...
Bitti ve ben kendimi kaybettim, çoktan sen olmuşum senin cümlelerini kurmuşum,içime işlemissin ben fark etmeden. Kullandığım parfum olmussun, aksam başımı koyduğum yastık, oturduğum ev, yaşadığım şehir, tuttuğum takım...
Bitti ve ben kendimi bulamıyorum, biliyorumki sevdiğim herşeyi de kendinle götürdün. Elvis'i aldın benden, U2mu, evimi yasadığım şehri ve daha nicelerini.
Ben sen olalı 2 yıl oldu peki ben boyleyken seni yada yeni benliğimi nasıl unutacağım?
Seni milyonlarca kez terketmeye çalıştım, ama bunu yüz yüze yapamaycak kadar güçsüzdük ikimizde. Kanser olduğunu bile bile , öleceğini bilerek yaşamaktı bizimkisi, sadece her tiryaki gibi yalan söylüyorduk bir gün bırakacagım diye ya da 70 yasına kadar birlikte elele gezip yaşlanacağız diye...
20 Mart 2010 Cumartesi
People are Strange
Uzun zamandır sevgili bloguma yazamıyordum cunku çalışma hayatı saolsun kendime ayıracak vakıt bırakmadı. Ama yaklaşık 2 - 3 haftadır beni çileden cıkaran hergun metro city ve taksim - levent hattında gördugum insanlardan bahsetmek istiyorum.
Malum sabahın körunde kalkıp işe gidiyorum ve taksim levent metro hattını kullanmak durumunda kalıyorum, insanları gözlemlemeyi seven biri oldugum içinde bana malzeme cıkıyor. Öncelikle sevgli kitap dostları arkadaşlardan bahsetmek istiyorum. Tamam kitaplar iyidir güzeldir,okumak lazım bende seviyorum ama özellikle bu metro hattını kullanan arkadaşlar biraz olayın bokunu cıkarmış. Sabah metroya biniyorum tıklım tıkış iğne atsan dusmez ama bizim o hem tikky hemde cok entel arkadaşlarımız kitap okuyor ayaktayken. Bu bana ilginç geldi acıkcası bir elinizde boyunuz kadar çantalar diğer elinizde o kocaman cantalara bir turlu sıgdıramadıgınz cep telefonları ve bir de kitap okuyorsunuz hemde tutunmadan etmeden o kalabalıkta ayakta. Sahsen o durumda okudgum bir kitaba saygısızlık etmiş olucagımı dusnuyorum ben. Birde insanlar o halde okuduklarından birşeyler anlıyor mu cok merak ediyorum. Hadi onu geçtim diyelim, metrodan iniyoruz hala kitaplar ellerinde yuruyen merdivenlerden tırmanarak yukarı cıkmaya calısıyorsunuz tabi önunuze cıkan insanalra dikkat ettiğiniz de pek düşünülemez. Anlayamıyorum bu hava bu ugras kime:)
Neyse ikinci konum ise yine bu metro hattını kullanan yada metro cityde fink atan sevgili hemcinslerim. Eleştirmek istezdim ama metroda yerin 2 kat asagısında gunes gozluklarıyle gezmekte ne oluyor ya:) Hayır metroya yapay gunes mı yaptılar solaryum makinesi mi yaptılar benim haberim yok yoksa metronun farları felan gozlerinize mi zarar veriyor:) Aynı sekilde metro citye giren hemcinslerimde gözlerde gunes gozlukleri dısarıya baksan gunes yok ole hava cıva anlayacagınız. Burdan sesleniyorum az kendinize gelin sizler yüzünüzden adımız salağa cıkıyor...
Benden bu gecelik bu kadar anlattım rahatladım:))
Malum sabahın körunde kalkıp işe gidiyorum ve taksim levent metro hattını kullanmak durumunda kalıyorum, insanları gözlemlemeyi seven biri oldugum içinde bana malzeme cıkıyor. Öncelikle sevgli kitap dostları arkadaşlardan bahsetmek istiyorum. Tamam kitaplar iyidir güzeldir,okumak lazım bende seviyorum ama özellikle bu metro hattını kullanan arkadaşlar biraz olayın bokunu cıkarmış. Sabah metroya biniyorum tıklım tıkış iğne atsan dusmez ama bizim o hem tikky hemde cok entel arkadaşlarımız kitap okuyor ayaktayken. Bu bana ilginç geldi acıkcası bir elinizde boyunuz kadar çantalar diğer elinizde o kocaman cantalara bir turlu sıgdıramadıgınz cep telefonları ve bir de kitap okuyorsunuz hemde tutunmadan etmeden o kalabalıkta ayakta. Sahsen o durumda okudgum bir kitaba saygısızlık etmiş olucagımı dusnuyorum ben. Birde insanlar o halde okuduklarından birşeyler anlıyor mu cok merak ediyorum. Hadi onu geçtim diyelim, metrodan iniyoruz hala kitaplar ellerinde yuruyen merdivenlerden tırmanarak yukarı cıkmaya calısıyorsunuz tabi önunuze cıkan insanalra dikkat ettiğiniz de pek düşünülemez. Anlayamıyorum bu hava bu ugras kime:)
Neyse ikinci konum ise yine bu metro hattını kullanan yada metro cityde fink atan sevgili hemcinslerim. Eleştirmek istezdim ama metroda yerin 2 kat asagısında gunes gozluklarıyle gezmekte ne oluyor ya:) Hayır metroya yapay gunes mı yaptılar solaryum makinesi mi yaptılar benim haberim yok yoksa metronun farları felan gozlerinize mi zarar veriyor:) Aynı sekilde metro citye giren hemcinslerimde gözlerde gunes gozlukleri dısarıya baksan gunes yok ole hava cıva anlayacagınız. Burdan sesleniyorum az kendinize gelin sizler yüzünüzden adımız salağa cıkıyor...
Benden bu gecelik bu kadar anlattım rahatladım:))
Kaydol:
Yorumlar (Atom)